Bulursun umarım.
Mesela senin tehlike dediğin nedir? Hiç elini ateşin içine sokup bir köz tutmayı denedin mi? Parmak uçlarını kesip yazı yazmayı? Kanserli birine bile bile aşık oldun mu?
Bu gece o kadar uyanığım ki ruzgarı çok rahat duyuyorum. Bencede bir terslik var. Bu kadar farkındayken nasıl olur da çözümler kaçar elimden? Nasıl olur da yollar kararır. Kayboldum.. Bu kaldırımda ne işim var? İçim üşümüş. Napıyorum ben kendime? Keşke birisi olsa.. Rahatça konuşabileceğim. Mesela ne dediğimi dinlemeden ne söylemek istediğimi anlayan. Bana konuşmayı öğretecek birisi olmalı. Elimden tutup bu kaldırımdan kaldırıp yürümeyi öğretecek birisi olsa keşke.
Aslında tek bir kişi lazım bana. Beni tehlikelerden koruyabilecek tek bir kişi yeter.
Tek Kelime.
Yazmak istediğim hikayeleri yaşadığım zamanlarda kılımı kıpırdatacak durumum olmuyor. Bırak elime kalem almayı gözlerimi açamıyorum. Başımı öne eğmişim bir daha ki hamlemi düşünüyorum. Yani demem o ki defterde boş bir yaprak görürsen kızma. O arada sessizlikle savaşıyorum. Umudum eksik benim. İyi olacağına inanamıyorum. İyi olması için uğraşırken ne olduğu unutuyorum, nası olması gerektiğini. Aslında bazı denklemler öğreniyoruz kendimizle ilgili. Ama asıl farketmediğimiz şey öğrendiğimizin başkalarıyla ilgili olduğu. Aslında ben yokum siz varsınız. Sizin istekleriniz var, sizin beğenileriniz var. Sizin zevkleriniz var, sizin sevdikleriniz var. Anlatmaya çalıştığım aslında benim olmadığım sadece sizin olduğunuz. Sadece benim olduğum zamanlar yazmak istediğim zamanlar. Sadece benim olduğum zamanlar bir telden titreşen güzel dalgalar, bir rüzgarın kırılması, oksijenin burnumu yakması. Aslında tüm sorun sizinle ilgili. Benimle değil.
Başarıya giden en kısa yola olan düşkünlüğümden dolayı durum. Yani en nihayetinde bi düşkünlüğüm var. Düşkünleri evi diye bi yer varya oraya koysalar gider. Neyse işte kestirmeler buluyorum aklım sıra hop icraat sonra bakmışsın ki peşinden koştuğun şey aslında bir başarı değil içini kemiren bir karanlık. Tamam tereddütlenme hemen. Önemli olan içindeki ışık onunla aydınlatacaksın o karanlığı diye seni iyi hissettirmek isterdim, ama o ışık dediğin şey mum alevi. Püf. Yani acımasız davranmak istemem ama renkler eskisi kadar parlak olmayacak. Tabiki her sabah güneş doğacak ama sen yatağından kalmak istemeyeceksin. Ya bunları anlattırma bana aşk acısı diye aradığın her yerde bulabileceğin durumlar. Konuyu kim aşka getirdi lan? Ben gidiyorum.
Öylesine bir kağıt öylesine bir kalemle yazdığımız denklemler hayatımızda değerler belirletip, hesaplar ödetiyor. Tabi aynı denklemler bize kazançlarda sağlıyor önümüze gelecek hesapları ödeyebilelim diye..
Denklemler, matematik hesaplar, rakamlar, hatta zekice oyunlara da tamam ama bunların olmadığı boyuta geçtiğimizde ne haber?
O zaman işte hesaplar karışıyor. Denkleme göre çok gereksiz olduğu kadar değersiz olana o denklemde ufacık bir yer bulamıyorsun. O kadar çok uğraşıyorsun ki mürekkebe tüy batırıyosun. Saçmalık! Şaşkınlıktan başka hiç bir şey değil. Değişkenleri denkleme dahil edip kesin sonuçlar beklemek sadece saçmalık.
Şöyle bir laf geldi aklıma “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” çok havalı laf dimi? Düşününce doğru gibi duruyor. Bu kısımda aklımıza gelebilecek küfürleri savuruyoruz. Böyle salyalarımızı saçarak gözlerimizin içi kıpkırmızı, bağırmaktan boynumuzdaki damarlar şişmiş bir şekilde.
Sonra bir toparlanmak gerekiyor. Sandalyede doğrulmak, dik yürümek, bastığın yeri bilmek. Hemen uykumu getiriyor bu sonralar. Uyandığımda tekrar beliriyor denklemler.
İyi geceler.
Radikal karar
Sanırım kelimeleri kullanırken özgür kalıcam. Bununla yazmakta çok zor. Hayır ipadden falan bahsetmiyorum. Icımdekı beklentılerle bıseyler söylemenin zorluğundan bahsediyorum. Ama bekledıgım ve beklentılerım bu konuyla hiç ilgileyenmeyecekleri için zorluk kafamda yarattığım küçük bir kaktüs bahçesinden başka birşey değil. Aslında yola çıkışımda bu şekilde oldu. İçimden canımı acıtacak bişeyler çıkmaya başladığında kendimce ve Zekice (sadece kontrolün aklımda olduğunu belirtmek isterim, çok daha başarılıları bulunabilir) bahaneler bularak durumu yok etmeye çalıştım. Baktım aklım yetmiyor böyle şeyler yapmaya, dedim belki tabanlarım ağrırsa, hatta kollarım, bazen kasıklarım, aklıma bile gelmez dedim. Şimdi o şekildeyim belim ağrıyor, gerginim Kapıları sert kapatıyorum odalardan çıkarken. Söylenenleri duymadan, pardon duymazdan gelerek, yada öyle yaptığımı sanarak. Ya ben ne diyeceğimi unutacak durumda, lafı dolaştırırken kendimden daha emin söylediklerimin yanlışlığıyla karşılaşıp hüzün dolu biri oluyorum. Aslında kendimle ilgili bişeyler değilde çevremde olan bitenlerden bahsedecektim ki bendeki etkileri almış sazı. Tamam başka bişi söyleyecem, ama bunları söyledikten sonra bana bakışların hala yazık bu çocuğa şeklinde olursa işte ozaman gerçekten melankoli beni bu kadarı esir aldı da kendimi acındırmayamı başladım deyip seninle bir kelime daha konuşmayacağım!


